Pages

Ads 468x60px

7 Temmuz 2012 Cumartesi

Biberin Faydaları ve Etkileri




Biber: Acı ve tatlı çeşitleri olan, farklı renklerde sebze ve baharat olarak kullanılan bitkilerin genel adıdır. Biber, özellikle C vitamini açısından oldukça zengindir.
Biberin Faydaları ve Etkileri: İştahı açar, mideyi kuvvetlendirir ve hazmı kolaylaştırır. Romatizmaya iyi gelir. Kanamaları önler. Cinsel arzuyu arttırır. Kırmızı biber, insanı ferehlatır ve nefes yollarını açar. Bronşit ve grip gibi hastalıklarda faydalıdır. Damar tıkanıklığı ve kalp hastalıklarına karşı koruyucudur. Acı biber, İştah açar. Akciğerleri temizler ve balgam söktürür. Eklem iltihaplanması, diş ve boğaz ağrıları, romatizma, sindirim sistemi bozuklukları, soğuk algınlığı gibi rahatsızlıklarda faydalıdır.
Biber Nasıl Kullanılır? Sebze olarak yemeklerde ve salatalarda kullanılır. Kızartması yapılır. Ayrıca, baharatı da elde edilir.

27 Mayıs 2012 Pazar

Beze Büyümeleri

Beze Nedir? Nerelerde Bulunur ?
Bezeler (lenf Nodları) dışarıdan vücudumuza giren mikroorganizmalarla vücudun savaştığı, direnç gösterdiği savunma yapılarımızdır. Boyunda, koltukaltında, kasıklarda, ensede kulak çevresinde, dirsek bölgesinde ve hatta karın içi organlar ile göğüs boşluğunda normalde bulunurlar. Bademciklerimizde birer bezedir. Sağlam kişilerin %50-60'ında ciddi bir rahatsızlık olmadan normal boyutlarda bezelerle karşılaşmaktayız. Bulaşıcı hastalıkların (enfeksiyon hastalıkları) seyiri esnasında bezeler büyüyebildiği gibi; bazı kanserlerle beraber bulunması nedeni ile hem korkutucu olabilmekte hemde erken tanısının konması önem arzetmektedir.

Bezelere Ne Zaman Dikkat Edilmeli ve Hastalık Yönünden Araştırılmalı ?
Bir santimetreden küçük bezeler genellikle hastalık bulgusu değildir. Fasülye tanesi boyutundaki bezelerin başka bir bulgusu yoksa üzerinde durulması gerektiği, bir çok insandada bulunabileceği bilinmelidir. Boyutunda 1,5 cm üzeri, dirsek bölgesinde 0.5 cm, kasıkta 1,5 cm üzeri beze büyüklükleri ise hastalık belirtisi olup araştırılması gerekmektedir. Ancak boyutu ne olursa olsun omuz üseri bezeler aksi ispat edilene kadar ciddi hastalıklara işaret eder. Ense ve kulak bölgesi bezeleri ise çoğunlukla enfeksiyöz hastalıklar arasında görülür.
Beze Büyümelerine Eşlik Edebilen Bulgular Nelerdir?
2 haftadan kısa süreli beze büyümeleri çoğunlukla enfeksiyöz kaynaklıdır. 2. haftayı aşan bir öyküde ise tüberküloz, viral enfeksiyonlar, kanserler akla gelmelidir. Uzun süreli kullanılan ilaçlar (difenilhidantoin, karbamezapin, primidon, suksinatlar, altın tuzları, sulfasalazin, kaptopril, atenolol, kinidin, allopurinolsefalosporin, primetamin) beze büyümelerine yol açabilir.Ateş, kilo kaybı, gece terlemeleri gibi eşlik egen bulgular lenfoma denen beze kanserleri ile beraber bulunabilir. Son günlerde geçirilmiş üst solunum yolu enfeksiyonları, döküntülü hastalıklar, diş ve dişeti rahatsızlıkları enfeksiyon hastalıklarına işaret eder.
Bezlerin Muayenesinde Diğer Bulgular Nelerdir?
Bezelerin ağrılı, hassas ve kızarık olması enfeksiyonların bir bulgusudur. Hodgkin hastalığı denilen beze kanserinde bezeler ağrısız, yumuşak, hareketli ve lastik kıvamındadır. Başka tip beze kanseri olan Hodgkin dışı lenfomalarda ise sert ve ağrılı olur.
Eşlik Eden Bulgular Nelerdir?
Bademcik iltahapları, çürük bir diş boyun bölgesi bezelerinin nedeni olabilir. Cilt döküntüleri kızıl, kızamık, kızamıkçık ve diğer viral enfeksiyonlarda görülür. Yeni ortaya çıkan ciltte solukluk, kanamalar ve morarmalarda aksi ispat edilene kadar kanserler akla gelmeli ve hemen ileri tetkiklerin yapılması için doktora başvurulmalıdır. Karaciğer ve dalak büyüklüğün de çoğunlukla kanserlerle beraber olup üzerinde önemle durulmalıdır. Enfeksiyöz mononükleozis dediğimiz bazı viral sistemik enfeksiyonlarda lenfadenopati (lenf bezi büyümesi), cilt döküntüleri, karaciğer ve dalak büyüklüğü yapabilir.
Boyun Bölgesi Bezelerinin Nedenleri Nelerdir ?
Boyun, çene altı, ense ve kulak çevresi lenf bezleri çoğu hastada baş-boyun enfeksiyonuna ikincildir. Uzun süreli boyun bölgesi beze büyümelerinde tüberkülozonda düşünülmesi gereklidir. Beze kanserleri de boyun bölgesinden başlayabilir. Eğer omuz üstü bölgede de varsa tümörler ilk planda düşünülmelidir. Lösemiler genellikle yaygın beze büyüklükleri yapar. Koltuk altı ve kasık bölgesi lenf bezeleri sıklıkla enfeksiyonla beraber olup kol, uyluk ve bacağın cilt enfeksiyonları için ayrıntılı beze muayenesi gerekir.  Ülkemizde çocukluk çağında aileler sıklıkla sol koltuk altı beze yakınması ile doktora başvururlar. Genellikle BCG(verem aşısı) aşısına ikincil gelişip tedavi gerektirmezler.
Vücudun Birçok Yerinde Birden Görülen Beze Büyümeleri Neden Olabilir ?
Yaygın beze büyümeleri daima ciddi  hastalıklarala beraberdir. Ayrıntılı bir öykü ve fizik muayene inceleme tanıda çok yararlıdır.
Viral enfeksiyonlarla, lösemiler ve ileri evre beze kanserleri yaygın lenfadenopati (lenf bezesi büyümesi) yaparlar
Beze Büyümeleri Nasıl Takip Edilmelidir ?
Lenf bezi büyümelerinin izlemi aşama aşama aşağıdaki şekildedir.
a) Eşlik eden anlamlı fizik inceleme bulgusu varsa mutlaka ciddi hastalıklara araştırılmalıdır.
b) Eşlik eden bulgu yoksa 2 veya 3 hafta gözlenir. Bu arada antibiyotik kullanılabilir.
c) 2-3 haftalık gözlem sonunda bezeler tekrar değerlendirilir. Boyutta artışlar var ise ileri tetkikler yapılır.
d) 2-3 haftalık izlemde beze aynı boyutta sebat ediyorsa bir 2-3 hafta daha izlenir. Beze kayboldu ise takipten çıkarılır.
e) İzlem sonunda beze aynı boyutta ise yine ileri tetkikler yapılmalıdır. Gerekirse tanı için beze biyopsisi alınmalıdır.

10 Soruda Manyetik Rezonans Görüntüleme (MR)

Hazırlayan: Uzm. Dr. Pınar Bilaloğlu - S.B. Ankara Hastanesi Radyoloji Kliniği
Migren dünyada bilinen en eski hastalıklardan biridir. Mısır'da Firavunlar döneminden papirus kalıntılarında baş ağrısı tedavi çizimlerine rastlanmıştır. Hastalık için "yarım baş ağrısı" anlamına gelen latince söylemin değişimiyle MIGREN adı yerleşmiştir. Ülkemizde de yaygın olarak halk tarafından bilinmektedir. " Migren herhalde ", " Migrenim tuttu " laflarını her insan duymuştur.
Migren, gelip geçici baş ağrısı ile kendini gösteren bir hastalıktır. Baş ağrısı en uzun bir gün sürer. Çoğunlukla 3 - 5 saat devam eder. Ağrının şiddeti kişiden kişiye değişir. Ayni kişide de her ağrı ayni şiddette değildir. Ağrı şiddetli olduğunda bulantı ve kusma ağrıya katılır. Kusmadan sonra ağrıda bir azalma olması migrene ait bir özelliktir. Ağrı genellikle başın bir yarısında başlar ve her tarafına yayılır. Kusmadan sonra ağrı azalmadan sürüyorsa ve başın tek tarafından başlayan ağrı, her ağrı geldiğinde ısrarla aynı tarafta ve yer değiştirmiyorsa bir hekime danışmak gerekir.
Hekim migrene ait olduğu düşünülen ağrının başka bir nedeni olabileceğini araştıracaktır.
Baş ağrısı sırasında hastalar parlak ışık ve sesten rahatsızlık duyarlar. Loş ve sessiz bir ortamda yatmak isterler. Ağrı geçtiğinde çoğunlukla uyurlar. Bunu da " ağrım uyuyunca geçiyor." diye aktarırlar.
Migren kadınlarda daha çok görülür. Adet öncesi, adet ve adet sonrası dönemlerde yoğunluk gösterdiği bilinmektedir. Yalnız bu dönemlerde ortaya çıkan tipleri de vardır. Her yaşta başlayabilir. Bebeklerde görülen
periyodik kusmaların bile migrenle ilgili olduğu düşünülmektedir. Migren hastası olan kadınların ağrıları menopozdan sonra çok hafifler ya da kaybolur.
Migren ataklarının sıklığı değişkendir. Haftada ikiden çok baş ağrısı söz konusu ise hastanın ağrı gelmesini önleyen tedavi için bir nöroloji doktoruna başvurması önerilir. Migren hastalarının ailelerinde mutlaka migreni olan bir kişi vardır. Hastalar bunu çoğunlukla kabul etmezler illa kendilerindeki ağrıya tıpatıp benzer bir ağrı olmadığını savunurlar. Oysa migren ağrısı kişiden kişiye, şiddeti ve sıklığıyla farklıdır. Migren ailevi geçişli bir hastalıktır.
Bazı yiyecekler ve bazı durumlar baş ağrısını davet edebilirler. Uykusuzluk, açlık, mayalı içkiler, eskitilmiş peynirler, kabuklu deniz mahsulleri, konserve yiyecekler ve kuru yemişler ağrıyı tetikleyebilir. Bazı migren hastaları ağrının geleceğini önceden anlarlar. Çoğunluk hastada bu hafif bir ağrı ve durgunluk hissi olarak kendini gösterir. Bazı hastalarda bu öncü belirtiler, parlak ışık çakmaları, yarım görme, bulanık görme şeklindedir.Ağrı bunları izler. Bunlara " öncü belirtili migren " ( Auralı Migren ) diyoruz. Çok nadir hastada da bir beden yarısında güçsüzlük ya da gözde kapanına ve çift görme ile giden migren tipleri de görülür. Bu tipler de " eşliğinde bozukluk gösteren " ( komplike ) migren olarak adlandırılır.
Migren iyi huylu bir hastalıktır. Sakatlığa neden olmaz. Ancak iş günü kaybına neden olduğu ve çok kişide görüldüğü için ciddiye alınan bir hastalıktır. Ağrıdan sonra hasta sanki ağrıyı çeken o değilmişçesine sağlıklı ve iyidir. Hastalar ağrıyı hisseder hissetmez alırlarsa ağrı kesici ilaçlarla rahatlarlar. Ağrı çok sık geliyorsa sorumlu migrenden ziyade sık kullanılan ağrı kesici ilaçlardır. Migren hastalarında günlük gerilim baş ağrıları görülmesi de olağandır ve hastalar migren ağrısını diğer baş ağrısından ayırt etmeyi öğrenmelidirler.
Hastalara Verilebilecek Öğütler
Migren tanısını mutlaka doktor koymalıdır. Yakınlarınızın söylemesi ile migren hastası olduğunuza inanmayın.
Haftada iki kereden fazla baş ağrısı için ilaç kullanmayın. Ağrı kesicilerin sorunsuz kullanımı ile kimi ilaç böbreğinizi kimisi de karaciğerinizi tedavisi olanaksız şekilde hastalandırabilir.
Içinde " ergotamin " olan ilaçları ayda bir kereden daha çok ( doktor vermiş olsa bile ) kullanmayın.
Her zamankinden farklı baş ağrısı hissederseniz mutlaka bir nöroloji kliniğine başvurun

ULTRASON (USG)(US)

Ultrason, insan kulağının işitemiyeceği kadar yüksek frekanslı ses dalgalarını kullanarak iç organları görüntüleyen bir tanı yöntemidir. Ultrasonda radyasyon kullanılmaz. Bu nedenle gebelerde ve bebeklerde rahatlıkla kullanılabilir. Cihazdan gönderilen ses dalgaları, hasta vücudundan yansıdıktan sonra gene aynı cihaz tarafından algılanır. Yansıma farklılıkları organdan organa değişir. Bu nedenle farklı yansımaların olduğu yapılar, farklı görüntüler verirler. Normal yapılar içindeki bir tümör ya da kist, ses demetlerini farklı yansıttığı için farklı yapıda gözlenir ve tanı konulur. Görüntü oluşturulması sırasında "prob" hasta vücudunda gezdirilirken, altında kalan bölümün kesit görüntüleri, hareketli organlar gibi ekranda kayar. Bu esnada radyolog tanı koyar. Elde edilen görüntülerin tanıda çok fazla bir katkısı yoktur. US işlemi, ihtisasları süresince US eğitimini alan radyologlarca yapılır.
Ne amaçla yapılır?
Ultrason çoğunlukla karaciğer, safra kesesi, pankreas, dalak, böbrekler, mesane, yumurtalıklar ve rahim gibi karın içi organların görüntülenmesi için kullanılır.Bununla birlikte ultrason vücudun tüm organlarını (Beyin,göz,akciğer,meme,kalça,testis ve prostat gibi.) görüntülemek amacı ile kullanılabilir. Ultrason çekilmesi için başvuran hastaların en sık şikayeti karın ağrısıdır. Karaciğer ve dalak gibi karın içi organların büyümesi, safra kesesi ve böbrek taşları, apandisit, yumurtalık kistleri ve karın içindeki tümörler ultrason ile teşhis edilebilen hastalıklardan bazılarıdır. Ayrıca kadınlarda yumurtalık ve rahim karından incelenebileceği daha detaylı inceleme için vajene yerleştirilen özel bir prob kullanılabilir. Erkeklerde de prostat incelemesi karından yapılabileceği gibi detaylı inceleme makata yerleştirilen özel bir prob ile yapılır.
Ultrason çekilmesi için hazırlık gerekir mi?
Karın içindeki organların ultrasonu için erişkinlerde hastanın 8-12 saat süre ile aç karna olması gerekir.1 aya kadar çocuklarda emzirme süresi kadar, 5 yaşına kadar çocuklarda 4 saatlik, 10 yaşına kadar olanlarda 6 saatlik açlık gereklidir. Ayrıca mesane, yumurtalıklar ve rahimin incelenmesi eğer karından yapılacaksa hastanın idrarına sıkışık olması gerekir. Bunun dışında başka bir hazırlık gerekmez.
Ultrason nasıl çekilir?
Hasta sırtüstü yatar. Cilt üzerine jel sürülür. "Prob" adı verilen cihaz ile karın içindeki organlar cilt üzerinden incelenir.
Yan etkileri nelerdir?
Bugüne kadar gebelikte ve diğer incelemelerde gösterilebilen bir yan etkisi yoktur.
DOPPLER ULTRASONOGRAFİ

Doppler Ultrasonografi yöntemi ile bir organın veya damarının kan akımını inceleyebiliriz. Kan akımının miktarı, akımı engelleyen yapı varlığı, akımın normal yönde olup olmadığı değerlendirilebilir. Akan kan, kırmızı ya da mavi renk şeklinde gözle görülebilir. Akan kanın miktarı ile ilgili ölçümler yapılabilir. Bu esnada cihazdan kalp atışlarına benzer sesler duyulur. Cihazın çalışma prensibi, sesin hareket eden yapılardan yansırken frekans değişikliği göstermesidir. Doppler incelemeleri, normal ultrasonografi cihazları ile yapılır. Ancak bunlarda farklı bilgisayar donanımı mevcuttur.
Doppler Ultrasonografi incelemesi, Doppler ultrason cihazına bağlı bir prob yardımıyla ve incelenecek organ ya da damar üzerine jel sürülerek gerçekleştirilir. Jeller, probun hava ile temasını önler ve gönderilen sesin daha derin dokulara ulaşmasını sağlar.
Doppler Ultrasonografi incelemesi ile: Kol ve bacak damarları, Karaciğeri besleyen damarlar Böbreği besleyen damarlar Boyun damarları Gebelerde, anneye ve fetuse ait damarlar Erkeklerde testisleri besleyen damarlar Gözü besleyen damarlar; Vücudun herhangi bir bölgesinde oluşan bir kitlenen damarlanması incelenebilir.

İnceleme öncesinde önemli bir hazırlık gerekmemektedir. Ancak karın içindeki bir organ (karaciğer, böbrek v.b.) incelenecek ise hastanın aç olması, oluşabilecek gazı engelleyerek incelemenin daha kaliteli gerçekleşmesini sağlar. Bu nedenle karın bölgesindeki damarların incelenmesi için 1 aya kadar çocuklarda emzirme süresi kadar, 5 yaşına kadar çocuklarda 4 saatlik, 10 yaşına kadar olanlarda 6 saatlik ve büyüklerde 12 saat açlık gereklidir. Bu süre içerisinde sigara dahil hiç bir şey yenilip içilmez. Karın bölgesi incelemeleri dışında önceden bir hazırlık gerekmemektedir. İnceleme sırasında gözlük, saat, metal eşya gibi cisimlerin çıkartılması gerekmez. Ancak incelenecek bölgenin, probla temas alanının sağlanması için açıkta olması gerekir. Bu nedenle hasta masaya yattığı sırada, o bölgedeki giysiler soyundurulur.


İnceleme sırasında, karın bölgesinin iyi incelenmesi için hastadan nefesini tutması istenir. Bunun için derin nefes aldıktan sonra olabildiğince hareketsiz kalıp, nefesi vermemek gerekir. Bu süre kişiye göre değişmekle birlikte ortalama 15-50 saniyedir.
Doppler Ultrasonografi incelemesi, tıpkı Ultrasonografi incelemesinde olduğu gibi radyasyon içermeyen bir tanı yöntemidir. Yanlızca ultrason enerjisi (yüksek frekanslı ses) kullanılır. Ultrason enerjisi, vücuttaki dokularla etkileşir. Bu etkileşim, dokuların ısısını artırmak şeklindedir. Isı artımı 1.5ºC olabilir. Özellikle anne karnındaki fetüslerde ısı artımının 41ºC'yi geçmesi zararlıdır. Ancak, tanı amacıyla kullanılan sınırlarda bu kadar yüksek ısı artımı oluşmaz. Oluşmasına neden olabilecek inceleme şekillerine karşı radyologlar zaten eğitim almaktadır. Gebelikte uygulanan Doppler incelemelerinin, çocuk doğduktan sonraki davranış ve okul başarısına olumsuz etkisi gösterilememiş, kansere neden olduğu konusunda bir bulgu bugüne kadar ortaya çıkmamıştır.
İnceleme sırasında damar içine ilaç verilmemektedir. Ancak, son yıllarda özellikle karın içindeki gaza bağlı veya herhangi bir nedenle net izlenemeyen damarların incelenmesinde; damarları daha ayrıntılı ortaya çıkaran ve herhangi bir yan etkisi olmayan ilaçlar da kullanılmaya başlanmıştır. Bunlara "ultrason kontrast maddesi" adı verilmektedir.
Kol ve bacak damarları
Atar ve toplar damarlardaki kireçlenme (damar sertliği) plaklarına bağlı oluşan darlık, pıhtı oluşumları ve toplar damarlarda yetmezlik (varisler) olup olmadığının saptanmasını sağlar. "Üst/alt ekstremite arteriyel ve/veya venöz Doppler" incelemesi adını alır.
Karaciğeri besleyen damarlar
Siroz v.b. hastalıklarda karaciğeri besleyen damarlarda meydana gelen değişiklikleri incelemek için kullanılır. "Portal Doppler" adını alır.
Böbreği besleyen damarlar
Diabet, hipertansiyon vb hastalıklarda böbreği besleyen damarların ne düzeyde etkilendiğini saptamak için kullanılır. "Renal Doppler" adını alır.
Boyun damarları
Boyunda, beyine giden ana atar damar ile dallarında kireçlenme plaklarına bağlı oluşan darlıkları ya da beynin arka kesimini besleyen damarların akım miktarını saptamak için kullanılır. "Karotis ve vertebral sistem Doppler" adını alır.
Gebelerde, anneye ve fetuse ait damarlar
Son adet tarihine göre gelişme geriliği şüphesi olan fetüslerde, hipertansiyonu olan gebelerde kan akımının hızı ve özelliği incelenerek olası anomaliler saptanır. "Obstetrik Doppler" adını alır.
Erkeklerde testisleri besleyen damarlar
Testisleri besleyen damarlarda meydana gelen düzensiz genişlemeler damarlardaki yetmezliğe bağlıdır ve erkeklerde kısırlığın önemli bir sebebidir. Bu damarlara yönelik yapılan incelemede toplar damarlardaki olası yetmezlik (varisler) saptanabilir. "Skrotal ya da testis Doppleri" adını alır.
Gözü besleyen damarlar
Diabet, hipertansiyon vb hastalıklarda göz damarlarında meydana gelen değişikleri saptar. "Göz Doppleri" adını alır.
Vücudun herhangi bir bölgesinde oluşan bir kitlenen damarlanması
Bir kitleyi (tümör) besleyen damarların olup olmaması o kitlenin iyi huylu ya da kötü huylu olduğunu saptamada önemli bir kriterdir. Kitlenin çok kanlanması bu kitlenin habis özellik taşıdığının bir göstergesidir. "Kitleye yönelik Doppler" şeklinde adlandırılır.

Bilgisayarlı Tomografi (BT) Nedir?

Bilgisayarlı tomografi x-ışını (röntgen) kullanılarak vücudun incelenen bölgesinin kesitsel görüntüsünü oluşturmaya yönelik radyolojik teşhis yöntemidir. İnceleme sırasında hasta bilgisayarlı tomografi cihazının masasında hareket etmeksizin yatar.Masa manuel ya da uzaktan kumanda ile cihazın ''gantry'' adı verilen açıklığına sokulur. Cihaz bir bilgisayara bağlıdır. X-ışını kaynağı incelenecek hasta etrafında 360 derecelik bir dönüş hareketi gerçekleştirirken ''gantry'' boyunca dizilmiş dedektörler tarafından x-ışını demetinin vücudu geçen kısmı saptanarak elde edilen veriler bir bilgisayar tarafından işlenir. Sonuçta dokuların birbiri ardısıra kesitsel görüntüleri oluşturulur. Oluşturulan görüntüler bilgisayar ekranından izlenebilir.Görüntüler filme aktarılabileceği gibi gerektiğinde tekrar bilgisayar ekranına getirmek üzere optik diskte depolanabilir. Ayrıca görüntüler bilgisayar tarafından işleme tabi tutularak birbirine dik eksenlerde yeniden yapılandırılmış görüntüler elde edilebilir. Bu görüntülerin de yardımıyla 3 boyutlu görüntüler oluşturulabilir. Yeni gelişmekte olan teknolojilerle sanal endoskopi yapma olasılığını vermektedir. Bu şekilde soluk borusunun, yemek borusunun, midenin, ince ve kalın barsakların, damarların ve idrar yollarının içeriden görüntülerini elde etmek mümkün olmaktadır. Bu yeni görüntüleme yöntemleri şimdilik endoskopik yöntemlerin eksikliklerini tamamlamak amacı ile kullanılmaktadır. Bilgisayarlı tomografi diğer x-ışın incelemelerine göre bazı avantajlara sahiptir. Özellikle organların, yumuşak doku ve kemiklerin şekil ve yerleşimini oldukça net gösterir.Ayrıca BT incelemeleri hastalıkların ayırıcı tanısını yaparak tedavi yöntemlerini değiştirmektedir.Diğer görüntüleme yöntemlerinden daha erken ve doğru şekilde birçok hastalığın teşhisini sağlamaktadır. Hastalıklar erken teşhis edildiğinde daha iyi tedavi edildiklerinden, BT bu üstün özellikleriyle doktorların birçok hayat kurtarmasına yardımcı olmuştur.
İnceleme rahatsızlık verici mi? Herhangi bir tehlikesi var mı?
İncelemenin kendisi tamamen ağrısızdır. İnceleme sırasında hastadan BT cihazının masasında hiç hareket etmeksizin yatması istenir. Yapılacak incelemenin türüne bağlı olarak hastaya kol damarlarından kontrast madde enjekte edilebileceği gibi kontrast madde içmesi de istenebilir. İncelemenin bu kısmı hasta için biraz rahatsızlık verici olabilir. Kontrast maddeler iyot içerdiği için bazı kişilerde allerjik reaksiyonlara neden olabilir. Hastanın inceleme öncesinde teknisyen ya da radyoloğa bu tür maddelere karşı daha önce allerjik bir reaksiyon gösterip göstermediğini ve eğer varsa başka maddelere karşı allerjisini bildirmesi gerekir. Hastaya daha önceden yapılmış bir BT incelemesinde, İVP olarak adlandırılan böbrek incelemesinde veya anjiografi sırasında kontrast madde verilmiş olabilir. BT cihazları X ışınlarını kullanır.Hastanın güvenliği için en iyi şekilde dizayn edilmiş olup inceleme sırasında maruz kalınan radyasyon miktarı gerekli en az düzeyde olacak şekilde imal edilmiştir. X ışınları anne karnında gelişmekte olan fetusa zarar verebileceğinden inceleme hazırlığına başlamadan evvel hasta hamilelik şüphesi varsa bu konuda doktora veya teknisyene bilgi vermelidir.

İncelemeye hazırlık için yapılması gerekenler nelerdir?
İncelemenin Yapılacağı Gün:
İnceleme gününde eğer aksi belirtilmezse randevu saatinden 4 saat önce başlamak üzere katı gıda yenmemelidir. Bununla birlikte kahve, çay, fazla katı olmayan çorbalar ve meyve suyu çok fazla olmamak kaydıyla içilebilir. Katı gıda alımının sınırlanması birçok tıbbi işlem öncesinde hastanın güvenliği için alınan bir önlemdir. Eğer inceleme abdomene yönelik yapılacaksa hastanın 12 saat aç kalması gerekmektedir. Bu inceleme için 3 gün önceden itibaren sıvı gıdalar alınmalıdır. Son gece müshil ve inceleme sabahı ise lavman yapılır. Ardından incelemenin 4 saat öncesinden itibaren kontrast madde içiren su içirilir.
İncelemenin Yapılacağı Oda:
BT teknisyeni hastaya kendini tanıtarak işlem hakkında bilgi verir ve hastanın muhtemel sorularını yanıtlayarak rahatlamasına yardımcı olur. İncelenecek beden bölgesine bağlı olarak vücuttaki metal objelerin çıkarılması istenebilir. Daha sonra hastaya önlük giydirilir.
İnceleme sırasında neler olur?
Teknisyen hastayı incelemenin yapılacağı odaya götürerek yapılacak incelemeye göre hastanın sırt üstü veya yüz üstü masaya yatmasını sağlar. Hastanın rahat etmesi önemlidir, çünkü inceleme süresince hastanın hareket etmemesi gerekir. BT incelemeleri hastaların tıbbi problemlerine ve incelenecek vücut kısmına göre farklılıklar gösterir. Hastalığın teşhisi için incelemenin nasıl yapılması gerektiğine radyolog karar verir. Örneğin eğer batın bölgesi incelenecekse göğüs alt kısmından pelvis üst kısmına kadar kadar olan kesim taranacaktır. Böyle bir inceleme süresince sizden görüntülerin bulanık çıkmaması için belli aralıklarla nefesinizi tutmanız istenecektir . Makina işlem süresince bazı sesler çıkarır. Hastanın üstünde yattığı masa her bir görüntü oluştuktan sonra bir miktar hareket edecektir. Ayrıca teknisyen ya da makina tarafından nefes tutup vermeyle ilgili hastaya sinyal verilecektir. Kimi incelemelerde işlem öncesinde veya sırasında doktor veya teknisyen tarafından kontrast madde enjeksiyonu yapılabilir. Bu radyoloğun görüntüleri daha iyi değerlendirmesini sağlıyacaktır. Eğer işlem sırasında veya enjeksiyon sonrasında hasta bir rahatsızlık hissederse bunu teknisyene veya doktora bildirmelidir.
Bir bilgisayarlı tomografi incelemesi ne kadar sürer?
İncelemeler hastalarının klinik bulguları göz önüne alınarak her bir hasta için ayrı ayrı planlanır. Bundan dolayı yapılan BT incelemesi daha önce yaptırmış olduğunuz bir BT incelemesinden farklıysa ya da inceleme sonunda ek görüntüler alma ihtiyacı duyulmuşsa endişelenmemek gerekir. Başlangıcından bitimine kadar çekim süresi ortalama 15 dakikadır.
İnceleme bitiminde yapılması gerekenler nelerdir?
Radyolog incelemesi yapılan kişinin hastalığıyla ilgili bir sonuca varmasını sağlayacak yeterli bilgiyi elde ettikten sonra inceleme sona erdirilir ve hasta evine gidebilir. İncelemeden sonra herhangi bir kısıtlama olmaksızın normal günlük aktivitelerine devam edebilir.



İncelemeler nasıl değerlendirilir?
İncelemeler vücudun hangi kısmıyla ilgiliyse o konuda uzmanlaşmış radyolog doktorlar tarafından değerlendirilir ve daha sonra yazılı bir rapora dönüştürülerek hastaya teslim edilir. Eğer başka sorularınız varsa incelemenizi yapacak olan doktorlar ve teknisyenlerden gerekli bilgileri alabilirsiniz.




25 Mayıs 2012 Cuma

Karma Ciltler için Nane Maskesi

Cildimiz yaşadıklarımızı en çabuk yansıtan yerdir. Yorgunluğumuzu, hava koşullarını ve birçok olumsuz etkenin yan yana geldiği zamanlarda cildimiz savunmaya geçse de yenik düşebilir. Sizler için bu yorgun ciltleri rahatlatacak bir maske yayınlıyoruz. Cildiniz iyi bakımı hak ediyor!



Yorgun Ciltler için Nane Maskesi
Nane maskesi:
Nane cildinizi hem serinletir hem de canlandırır. Yorgun cildinizi kendine getirir ve rahatlatır. Karma ciltler ile ve yorgun ciltlere iyi gelmektedir.
Bir tatlı kaşığı naneyi bir cezvede yaklaşık bir fincan su ile demledikten sonra soğumasını bekleyin.
Ardından 1 çorba kaşığı demlenmiş nane ile iki kahve kaşığı nemlendirici krem ile karıştırın.
Yüzünüze maske olarak uygulayarak 10 dakika bekleyin.
Bu uygulamayı haftada üç kere tekrar edin.

ANNE SÜTÜNÜN ARTMASI İÇİN

ANNE SÜTÜNÜN ARTMASI İÇİN
Şimdi sizlere anne sütünün artması için birkaç öneride bulunacağım. Özellikle incir-havuç ve taze beyaz dut oldukça güçlü arttırıcılardır. Bebeklerini emziren annelere ilk olarak incir-havuç karışımını tavsiye ediyorum. Hazırlanışı ise ;
Taze beyaz üzüm , dereotu, taze incir veya kurutulmuş incir, taze beyaz dut, haşlanmış taze beyaz dut kurusu, incir-havuç .
Diğer yardımcı olan karışımlar ise ;
Anason, kereviz, çilek , balkabağı, taze kereviz yaprakları, kıvırcık salata ,sumak.
** İlk olarak: günde iki porsiyon taze beyaz üzüm tüketin. Bu anne sütünü artıracaktır.
** İkincisi ise : sabah akşam yemeklerden önce yiyeceğiniz dere otu anne sütünün artmasını sağlar.
**Üçüncüsü ise : haşlanmış kuru incir suyunu için. 8-9 adet kuru inciri ½ lt. suda 10 dk kadar haşlayın. Bu suyu ikiye ayırın. Sabah ve akşam olmak üzere günde iki kez için.
** Dördüncü olarak : ½ lt. kaynar suyun içine 8-9 adet kuru inciri ikiye bölün ve atın. Ağzını kapatın ve kısık ateşte 5 dk. boyunca kaynatın. geçen 5 dk. dan sonra içine 1 adet havucu dilimleyin. Ağzı kapalı şekilde 3 dk. daha kaynatın. Ilıtın ve süzün. 21 gün boyunca öğleden önce ve öğleden sonra aç yada tok karına 1 su bardağı bu karışımdan için.
Önemli bir noktaya değinmek gerekirse; Bu karışımlar aynı anda uygulanmamalıdır. İncir-havuç karışımı hariç olarak uygulama süresi bir hafta kadardır. Bir hafta sonunda bırakmanız gerekecektir.

kalça eriten süper diyet


kalça, kalça eritme, kalça eriten diyet, kalça eriten süper diyet, kalçayı eritmenin yolları, kalça nasıl erir, kalça için nasıl diyet yapılır, diyet, diyet yapma, zayıflama diyeti, eritme, kalça diyet, müsli, müsli hazırlama, diyet yapma, diyet hazırlama, 6 haftada kalçalar erisin, kalçam nasıl gider, kalçam nasıl erir, kalçalar nasıl zayıflar.
6 hafta boyunca uygulayacağınız bu özel karışımlı müsli diyetiyle, kalça ve basen bölgelerinizdeki fazla yağlardan kurtulabilirsiniz. Ünlülerin denediği bu diyetle sadece vitrinden izlemekle yetindiğiniz dar pantolonları bile üzerinizde rahatlıkla taşıyabilirsiniz. İşte pek çok kadının başlıca derdi olan kalça problemini ortadan kaldıran mucize formül…
Müslinin hazırlanışı
Hazırlayacağınız müslinin tadı oldukça leziz. İçeriğinde badem ve kurutulmuş meyveler ve tahıllar kadar pek çok vücudunuza faydalı gıdalar bulunuyor. Ancak hepsi bir araya getirildiğinde kalça bölgenizdeki yağları hızla eritip, sizi forma sokuyor. Hazırlanışına gelince…
Malzemeler
- 2 fincan yulaf tanesi,:
- 2 fincan kırılmış fındık,
- 1 fincan buğday,
- 1 fincan çekirdeksiz kuru üzüm,
- 1 fincan ayçiçek tohumu,
- 1 fincan badem,
- 1 fincan ince kıyılmış kuru kayısı
Hazırlanışı: Malzemeleri karıştırıp, blenderdan geçirin. Hazırladığınız karışımı tam 12 porsiyon olacak şekilde eşit parçalara ayırın. Her porsiyonda karışımı bir bardak diyet soğuk süt ilave ederek tüketeceksiniz. Tabii üzerine yarım dilim muz da ekleyebilirsiniz.
Günlük menü
Kahvaltı: Bir porsiyon hazırladığınız müsli, bir fincan süt ve dilimlenmiş yarım dilim muz.
Saat 11.00: Bir adet elma.
Öğle: Bir porsiyon müsli ve yarım muz.
Öğleden sonra: Bir avuç kuru üzüm.
Ana öğün: Meyveyle birlikte temel gıdalar.
Yatmadan önce: Bir portakal.
Meyveler: Elma, kayısı, iki kurutulmuş erik, bir mango.
Ana öğünler
Pazartesi: Bir parça tavuk kanat ya da göğüs ızgara, yeşil salata ve bir meyve.
Salı: İki yumurtalı omlet, domates ve rendelenmiş havuçla tüketilecek.
Çarşamba: Bir çay fincanı büyüklüğünde yer tutan spagetti. Bir meyve.
Perşembe: İnce dilimlenmiş bir tavuk göğsü. Haşlanmış havuçla servis yapılacak. Dilerseniz yanına haşlanmış brokoli de alabilirsiniz. Bir meyve.
Cuma: Ton balıklı yeşil salata. Bir adet katı pişmiş yumurta. Bir meyve.
Cumartesi: Bir parça hindi göğsü, mısırla karışık yeşil salata. Bir meyve.
Pazar: 3 dilim rosto edilmiş biftek, havuçlu brokoli salatası ve iki adet haşlanmış patates. Bir meyve.

24 Mayıs 2012 Perşembe

20 ilde kene seferberliği

Sağlık Bakanlığı, havaların ısınmasıyla görülmeye başlanan Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığına karşı 20 riskli ilde “seferberlik” ilan etti.

Bu illerin sınırları içinde 2002'den bu yana vaka çıkan birinci derece riskli 3 bine yakın köyde 10 gün içinde 10 bin sağlık personeliyle KKKA ile ilgili çalışma yapılacak.

Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Torunoğlu, bakanlığın bu yıl KKKA hastalığına karşı yürüttüğü çalışmalarla ilgili bilgi verdi.

KKKA vakalarının bu yıl daha erken görülmeye başlandığını, şimdiye kadar 180 vakadan 18'inin hayatını kaybettiğini bildiren Torunoğlu, “Sezon başında hafif vakalar sağlık kurumlarına başvurmuyor. Daha ağır vakalar başvuruyor, ölümler de zaten bunlar arasından görülüyor. Bu yüzden sayı yüksek gibi gözüküyor, ama zamanla her yıl gibi trendine giriyor” diye konuştu.

Geçen yıl KKKA hastalığı görülen illerde yoğun bilgilendirme çalışmaları yaptıklarını, bu yıl bu çalışmaların daha organize şekilde yürütüleceğini kaydeden Torunoğlu, şunları söyledi:

“2002'den bu yana vaka görülen 20 riskli il belirledik. KKKA riski açısından hiç değişmeyen Kelkit Vadisi üzerindeki bu iller Tokat, Sivas, Yozgat, Amasya, Kastamonu, Çankırı, Artvin, Erzurum, Erzincan, Ardahan, Samsun, Bolu, Karabük, Giresun, Bingöl, Tunceli, Ordu, Çorum, Gümüşhane ve Bayburt. Bu illerin sınırları içindeki köyleri de risk açısından üç bölgeye ayırdık. Birinci riskli bölgede bugüne kadar vaka çıkan 3 bine yakın köy var. İkinci riskli bölgede bunlara komşu köyler, üçüncü riskli bölgede ise diğerleri yer alıyor.

300 bin hanenin bulunduğu ve 1,5 milyon kişinin yaşadığı birinci riskli bölgedeki köylerde, yoğun bir eğitim programı başlatacağız. Bu köylerde 10 günde 10 bin sağlık personeliyle adeta seferberlik uygulayacağız.”

KENE KORUMA VE EĞİTİM SETLERİ DAĞITILACAK

Birinci derece riskli bölgedeki bu yerlerde 7 yaşından büyük herkese içinde bir çift eldiven, kene çıkarma kartı ve broşürün bulunduğu kene koruma ve eğitim setleri dağıtılacağını belirten Torunoğlu, ayrıca uzmanlar tarafından 15'er günlük aralarla 3'er kez eğitim de verileceğini bildirdi.

Torunoğlu, ikinci derece riskli bölgelerde yüz yüze, üçüncü derece riskli bölgelerde de okul, cami ve köy kahvesi gibi yerlerde toplu eğitimler verileceğini söyledi.
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile riskli illerdeki besi hayvanlarının ilaçlanması için de çalışma yürüttüklerini bildiren Torunoğlu, kene popülasyonunun azaltılmasına yönelik bu çalışma kapsamında söz konusu hayvanların üç haftada bir olmak üzere toplam dört kez aşılanacağını kaydetti.

KENE HEMEN ÇIKARILMALI

Hastalığın genellikle tarla ve bahçe gibi yerlerde çalışan 20-45 yaş arasındaki kişilerde görüldüğünü anlatan Torunoğlu, verilecek eğitimlerde alınması gereken önlemlere dikkat çekileceğini belirtti.

Alınması gereken tedbirlerin başında, kenelerin vücuda girmesini önleyecek giysi seçimi geldiğini bildiren Torunoğlu, bu parazitlerin vücuda daha çok girdiği paça ve kol ağzı gibi yerlerin kapatılmasının önem taşıdığını söyledi.

Riskli bölgelerdekiler için “İş giysisi” kavramının oturtulmasının da önlemlerden biri olduğunu ifade eden Torunoğlu, “Tarladan eve dönen kişiler giysilerine yapışan kenelerin vücuda tutunmasını önlemek için giysilerini değiştirmeli ve vücutlarını kontrol etmelidir. Çünkü KKKA'ya yol açan keneler sıçrayamaz, ancak vücuda giysilerin açık bölümlerinden girerek tutunur. Vücut ve giysi kontrolü yapılırsa kenelerin tespiti kolay olur” diye konuştu.

Vücuda tutunan kenenin hemen çıkarılması gerektiğini dile getiren Torunoğlu, “Önemli olan bu keneyi çıplak elle çıkarmamaktır. Bir sağlık kuruluşuna gidip çıkarmak zaman alabileceği için kenenin vücuttan hemen uzaklaştırılmasında fayda vardır. Aksi halde kişiler geç kalıyor ve hastalık ortaya çıkıyor” uyarısını dile getirdi.

AŞI ÇALIŞMALARI

KKKA hastalığını geçirenlerin aynı hastalığa ikinci kez yakalanmadığını, bunun aşı çalışmaları için umut verici olduğunu belirten Torunoğlu, “Dünyada henüz KKKA'ya karşı bir aşı yok. Bakanlığımızın desteğiyle bir aşı geliştirilmesi üzerinde çalışılıyor, ama bir aşının geliştirilmesi yıllar alacağı için keneye karşı önlemlerin halka iyi anlatılması büyük önem taşıyor” dedi.

Geçmiş yıllarda hastalığı geçiren kişilerin kanlarından elde edilen serumun bazı hastalarda denendiğini ve olumlu sonuçlar alındığını hatırlatan Torunoğlu, bununla ilgili yeni bir çalışma başlatılıp başlatılmaması konusunda henüz bilim kurulunun bir kararının bulunmadığına dikkati çekti.

PİKNİĞE AÇIK RENK ÖRTÜYLE GİDİN

Kırsal kesimde riskli bölgelerde yeterli duyarlılık oluşmamasına rağmen, risk olmayan büyük şehirlerde aşırı bir duyarlılık yaşandığını işaret eden Torunoğlu, şöyle devam etti:
“KKKA'ya neden olan kene türü zaten belli. Bu da belirlediğimiz yerlerde görülüyor. Orta Anadolu'da, örneğin Ankara'nın bazı ilçelerindeki ormanlık bölgelerde de bu türe rastlanıyor, ama büyük şehir merkezlerinde KKKA'ya yol açan kene türüne rastlanmıyor. Bu nedenle gereksiz bir panik yaşanıyor. Yine de vatandaşlarımız pikniğe giderken açık renk giysi giysinler, hatta açık renk örtü götürsünler ki keneleri kolay fark edebilsinler. Bir de eve döndükten sonra vücut muayenelerini unutmasınlar.”

“Kene kovucuların korunmada etkili olup olmadığı” sorusu üzerine Torunoğlu, bunların etkili olabilmesi için bütün giysiye yedirilmesi gerektiğini vurguladı.
Giysinin belirli bir bölgesine sürülen kovucuların keneleri daha da saldırgan hale getirebildiğini kaydeden Torunoğlu, “Kene kovucular tüm giysiye yedirilirse keneleri etkisiz hale getirebiliyor. Aksi halde bir faydası olmuyor” dedi.

Göbek yağlarından kurtulun.

Ne kadar kilo verirseniz verin, karın yağlarınız yerinde sabit mi duruyor? Kışın bol kıyafetler ve hırkalar ile saklamayı başardığınız göbeğiniz havalar ısınınca daha görünür hale gelip sizi rahatsız mı ediyor? Yalnız değilsiniz, çünkü göbek sorunu giderek büyüyor.
Üstelik göbek yalnızca estetik bir problem değil; bozulan sağlığınızın gerçek bir göstergesidir. Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Yeşim Çelik, karın bölgesi yağlanmasını önlemenin yolları hakkında bilgi verdi.

Özellikle kalp hastalıkları,metabolik sendrom ve Tip 2 diyabetin sık gözlendiği bu kişilerde yağlanmayı azaltmak için doktor ve diyetisyen kontrolü şarttır. Çünkü bu bireylerde oluşan hormon bozukluklarında ilaç tedavisi gerekebilir.  Diyet tedavisi karın ve bel çevresi yağlanmasını azaltır bu rahatsızlıkların oluşum riskini ortadan kaldırır.

1.ADIM: Karın ve  bel çevresi yağlanmasının nedenini araştırmak

 - Vücutta yağlanma oranının yüksek olması sağlık problemlerinin var olmasında tek başına bir etken değildir. Fakat “abdominal yağlanma” olarak tanımladığımız karın bölgesi yağlanmasının oluşmasında altta insülin direnci, kortizol fazlalığı, hipotiroidi, Cushing ( böbrek üstü hormonların fazla çalışması ) gibi sağlık sorunlarının olup olmadığının araştırılması gerekmektedir.
 - Yağlanma sebeplerinden bir diğeri de gıda alımında dengesiz tüketimdir.
 - Menopoz dönemi de yağlanmanın vücutta fizyolojik olarak arttığı ve tetiklediği bir dönemdir.
 - Hareketsizlik ve buna bağlı enerji harcamada azalma karın bölgesi yağlanmasına zemin hazırlar.
 - Fazla alkol tüketimi de bel çevresi yağlanmayı artırmaktadır.
 - Kronik stres, bel çevresinde yağlanmaya en önemli nedenlerdendir.


2.ADIM:  Nedeni bulduktan sonra çözüme yönelmek gerekir

Karın ve bel çevresi yağlanmasının sebeplerini öğrenmek için gerekli tahliller yaptırılıp, hormonal bir sebep var ise ilaç tedavisi başlar. Bununla birlikte kilo fazlası olanlarda bel çevresi yağlarını azaltmaya yönelik diyetisyen kontrolünde diyete başlanır.

“Ben hiç yağlı şeyler yemiyorum, yemeklerimi zeytinyağlı yapıyorum, evimize margarin tereyağı hiç girmez… Fakat vücudum yağlanıyor? ”… Bilinmesi gereken en önemli gerçek vücutta oluşan yağ ile tüketilen yağ farklı şeylerdir. Vücut yağı; yağ ve yağlı gıdaları tüketme dışında örneğin, simit, börek gibi hamur işi besinler, meşrubatlar, bisküvi, cips, gofret, tatlılar, hazır et suları, salata sosları gibi daha sayabileceğimiz karbonhidrat ve proteinli gıdaların gereğinden fazla tüketilmesi sonucunda da vücutta artar, karın ve bel çevresinde depolanır.
 

Karın çevresinde oluşan yağlardan lipoliz, mezoterapi ve liposuction benzeri yöntemlerle ancak geçici olarak çözüm bulabilirsiniz. Bu konunun uzmanları da karın ve bel bölgesi yağlanması yüksek olan kişilerde öncelikle fazla kiloların verilmesini vurgulamaktadırlar. Yapılan yağ analizlerinde kişilerde abdominal yağlanma dışında bacak, kalça, gövde ve kollarda da yağ yüzdelerinin beldeki kadar yüksek hatta bazen beldekine oranla daha yüksek yağ yüzdelerine sahip olduğu görülmektedir. Yani kişi kilo alımı sırasında sadece karından yağ almış olduğunu görünüşünde hissetse bile ölçümler diğer bölgelerde de yağın kasa oranla olması gerekenden daha yüksek olduğu görülmektedir. Bu sebeple bu kişilerde genel yağlanmayı düşürecek şekilde diyet yapılarak vücudun tüm bölgelerinde yağ kaybı hedeflenecek şekilde kilo verimi sağlanır.

Genel beslenmelerde yapılan en büyük hatalar;

 - Akşam sadece meyve yiyip yatmak, saat 18.00’den sonra yemek yememek, kahvaltı ve öğle gibi ana öğünleri atlamak, diyette hiç ekmek yememek, ara öğün yapmamak, yüksek karbonhidratlı besinleri diyette çok sık almak.
 - Pilav, makarna, tatlı, mantı, çorba ve börek gibi yemekleri aynı öğünde bir arada tüketmek.
 - Kuruyemiş, kuru meyve gibi gıdaları gereğinden fazla yemek,
 - Light gıdaları kilo aldırmaz düşüncesi ile fazla miktarda kullanmak.
 - Herkesin alması gereken kalori farklıdır. Herkesin yiyebileceği bir porsiyon ölçüsü vardır. Bir besini gereğinden fazla tüketmek de diyetten tamamen çıkarmak da doğru bir hareket değildir. Uzun açlıklar başta karın bölgesi olmak üzere yağlanmayı artırır. Önemli olan sık aralıklarla yeterli miktarda tüketmeyi öğrenmektir.

Bol bol yürüyün ve yüzün

Egzersiz yapmak vücutta genel yağlanmayı azaltan en önemli parametrelerden bir tanesidir. Özellikle yürüyüş ya da yüzme vücutta hem bölgesel hem genel yağlanmayı düşüren iki spor şeklidir. Haftada 4 kez 35-45 dakika tempolu aralıksız yapılan aktivite yağlanmayı azaltır.  

KIRIM KONGO HASTALIĞI CAN ALMAYI SÜRDÜRÜYOR!


ADETA 'ÖLÜM SEZONU' - Bahar ve yaz aylarının gelişiyle birlikte vatandaşların kene ısırmalarından şikayetleri de arttı. Ve ne yazık ki hastalıkla kenelerden, yanlış koparma, bilinçsiz davranma ve habersizce koparmalardan ötürü gecikmeyle birlikte bulaşmakta olan Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) Hastalığı yine can aldı. Niksar ilçemizde çobanlık yapan Ercan K. ile Çorum Uğurludağ'da çiftçilikle uğraşan Yücel Akbulut, KKKA Hastalığı sonucu kaldırıldıkları hastanede hayatını kaybetti.
Niksar’a bağlı Yolkonak beldesinde yaşayan Ercan K.'nin karnına18 gün önce  Reşadiye’nin bir köyünde kene yapıştığı ve keneyi kendisinin kopardığı öğrenildi. Bir müddet sonra rahatsızlanan Ercan K. önce Niksar Devlet Hastanesi'ne, oradan da Tokat Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Durumu daha da ağırlaşınca Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi'ne sevk edildi. Evli ve 1 çocuk babası olan Ercan K. burada yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı.
Çorum'da ise Uğurludağ ilçesine bağlı Küçükerikli köyünde yaşayan Yücel Akbulut bacağına yapışan keneye müdahale etmeyip Uğurludağ Devlet Hastanesi'ne gitti. Kenenin çıkartılmasının ardından Ankara'ya sevk edilen Akbulut hayatını kaybetti.
KKKA NEDİR?
Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA), 2002 yılının bahar ve yaz aylarında, bazı illerimizin kırsal kesiminde yaşayan insanlarda ortaya çıkmış olup, Bakanlığımızın yaptığı çalışmalar neticesinde 2003 yılının Ağustos Ayı'nda kesin olarak tanısı konan bir hastalıktır. Hastalık, daha önce ülkemizde görüldüğü bilinmeyen bir hastalık olduğundan, Tıp Fakültesi eğitim müfredatında bile yer almayan bir hastalık konumunda idi. Hatta Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji uzmanlık eğitiminde bile sadece yüzeysel olarak bahsedilen bir hastalıktı.
Hastalığın adının konmasının ardından, konunun uzmanlarını bir araya getiren Zoonoz Hastalıklar (Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi) Danışma Kurulu oluşturulmuş, aynı zamanda hastalık Türkiye Zoonoz Millî Komitesinin de gündemine alınmıştır. Söz konusu Komite ve Kurulun da tavsiyeleri doğrultusunda hastalıkla ilgili gerekli tüm tedbirler alınarak çalışmalara başlanmıştır.
Bugün için hastalıktan korunmada kullanılabilecek etkin ve uygulanabilir bir aşı ile hastalıkta kullanılabilecek etkili bir ilâç mevcut değildir. Hastaların tedavileri, başta çeşitli kan ürünleri olmak üzere, destek tedavi şeklinde yapılmaktadır. Bu nedenle, hastalık hakkında bilgi sahibi olmak ve aşağıda belirtilen önlemleri almak korunma açısından büyük önem taşımaktadır.
KIRIM-KONGO KANAMALI ATEŞİNDEN NASIL KORUNULMALIDIR?
Hayvanlarda kene mücadelesi yapılmalıdır. Hayvan barınakları kenelere karşı ilaçlanmalı, barınakların duvarları sıvanmalı ve badanaları yapılarak kenelerin buralarda yaşamaları engellenmelidir. Hayvanların ve insanların kanlarına veya diğer vücut sıvılarına eldivensiz temas edilmemelidir. Hayvan barınaklarına girdikten veya hayvanlarla temastan sonra, vücut kene yönünden muayene edilmeli, kene varsa uzaklaştırmalıdır. Çalı, çırpı, su kenarı veya gür otların bulunduğu alanlara piknik veya başka bir amaçla gidilmesi gerektiğinde pantolon paçaları çorap içine alınmalı ve dönüşte mutlaka vücut kene yönünden kontrol edilmeli, kene varsa uygun bir şekilde uzaklaştırılmalıdır. Bu tür yerlere gidildiğinde mümkünse çizme giyilmelidir.
Keneler vücuttan uzaklaştırılırken kopartılmamalı, bir cımbızla, kenenin vücuda yapıştığı kısmından tutulup çivi çıkarır gibi sağa sola oynatılarak çıkarılmalıdır.
Keneler, kesinlikle elle öldürülmemeli ve patlatılmamalıdır.
Keneleri vücuttan uzaklaştırmak amacıyla, kenelerin üzerine sigara basmak veya kolonya ve gazyağı dökmek gibi yöntemlere başvurulmamalıdır. Bu uygulamalar, kenelerin kusmasına sebep olabileceğinden, kusmuktaki virüsler, kenenin kan emmek için ısırdığı yerden vücuda girebilirler.
Kenelerin yaşama alanlarında bulunabilecek kişiler, repellent olarak bilinen böceksavar ilaçları vücutlarına sürerek veya elbiselerine emdirerek kullanabilirler.
Hasta olan kişilerin kullandığı malzemeler ve tuvaletler çamaşır suyu ile dezenfekte edilmelidir.

23 Mayıs 2012 Çarşamba

Hamile Yogası


En çok tercih edilen hamilelik dönemi egzersizi olan yoga, hafif esneme, hareket ve duruşları nefes ve gevşeme teknikleriyle birleştirir. Yoga güç, denge ve çevikliğin oluşmasına yarar ve genellikle hamilelik döneminde oluşan pelvik bölge, sırt ve bacak ağrılarını azaltır. Nefes ve vücudu senkronize eder, içsel farkındalığı artırır, vücudunuza odaklanmanızı ve güvenmenizi sağlar. Her ders gerginlik ve yorgunluktan arındıran yönlendirmeli meditasyon ile kapatılır. Düzenli yapılacak pratik ile bu unsurlar hamileliğinizin, doğum ve sonrası döneminizin çok daha konforlu geçmesini sağlayacaktır.

Sınıflar hamileliğin her dönemindeki kadınlara açıktır. Daha önceden yoga deneyimi olmasına gerek yoktur.

Faydaları;
• Bebeğe giden kan akımını artırarak onun daha iyi beslenmesini sağlar.
• Hamileliğin daha huzurlu geçmesi ve doğumun daha rahat olabilmesi için hamile kadının bedenini bu yeni duruma hazırlar.
• Meditasyon, hamilelik sırasındaki korkuları, endişeleri ve akıl karışıklıklarını gidermek için harika bir yoldur. Gevşeme egzersizleri sayesinde gebelik esnasında plasentaya giden kan akımı artar. Böylelikle hem annenin hem de bebeğin hamileliğin ilerleyen döneminde oluşacak ilave oksijen ihtiyacı sağlıklı bir şekilde karşılanmış olur.
• Doğum, fizyolojik bir olaydır. Vücudumuzun bunu başarması için kondisyonlu olması gerekir. Anne, yoga çalışmaları ile doğum esnasında kullanacağı kaslarını kuvvetlendirir.
• Asanalar pelvik taban kaslarını çalıştırır, esnemeye ve kasılmaya hazırlar. Doğum sırasında cildin yeterince esneyememesi sonucu yapılan kesiyi, doğum sonrası oluşabilecek mesane güçsüzlüğünü (idrar kaçırma) ve sarkmaları bu şekilde önler.
• Göğüs kaslarını güçlendiren duruşlar (asanalar) ile anne süt verme dönemine hazırlanır.
 
Hamilelerde Pilates
Her birey gibi gebelerin de sağlıklı yaşam için doğru egzersizlere ihtiyaçları vardır. Bunun için konusunda uzman olan kişiler tarafından gebelere özel egzersizler verilmelidir. Pilates egzersizleri de bunlardan biridir. Hamilelik sürecinde uzmanı tarafından yapılan pilatesin yoğun faydaları bulunmaktadır.
Hamilelik sürecinde anne adayında belirli vücut değişiklikleri ile beraber kas-iskelet sistemi rahatsızlıkları meydana gelebilir. Eğer zamanında önlem alınmazsa bu değişiklikler hamilelik sürecini zorlaştırabilir.
Sağlıklı bir gebelik ve kolay bir doğum için, hamilelik döneminde spor yapmak gereklidir. Hamilelik döneminde spor yapan bayanların yapmayanlara oranla daha kolay doğum gerçekleştirdikleri ve doğum sonrasında daha çabuk toparlandıkları bilinmektedir.
Faydaları:
Doğru vücut duruşunu öğrenerek omurga farkındalığınızı artırır, hamilelik sürecinde oluşabilecek vücut duruşu bozukluklarına engel olursunuz. Doğru nefes almayı öğrenir, hamilelik sırasında meydana gelen çabuk yorulmaları önleyerek doğuma hazırlanırsınız. Nefes kontrolü ve gevşeme yöntemleri sayesinde doğum öncesi ve sırasında sancıları daha iyi kontrol edersiniz. Bu durum daha rahat bir doğum yapmanıza yardımcı olur. Dolaşım ve sindirim işlevlerini düzenler. Annenin kilo kontrolünü sağlar. Dayanıklılık ve kuvvetin artmasına yardımcı olur. Doğum için gereken kasların kuvvetlenmesini sağlar. Doğum sırasındaki olası sorunların azalmasını sağlar. Doğumun daha kısa ve daha sağlıklı olmasını sağlar. Gebelik diyabetini önlemeye yardımcı olur. Doğum sonrası toparlanmayı hızlandırır.
Hamilelerde pilates egzersizlerine, gebeliğin ortalama 16. haftasında başlanır.  Haftada bir ya da iki kez düzenli olarak seanslar düzenlenir ve 32-38. haftalara kadar devam eder.  Pilatese başlamadan önce uzman fizyoterapist gerekli değerlendirmeyi yapacak, riskli gebelikler ve oluşabilecek problemler tespit edilecektir. Grup eğitimine geçerken tüm bu noktalar göz önüne alınacaktır.
 
Anne ve Bebek Yogası
Bu sınıfta doğum sonrasında ekstra dikkat gerektiren bölgelere odaklanıyor, vücudunuz dinçleşip yeniden dengesini kazanırken aynı zamanda da bebeğinizle vakit geçirip, sosyalleşme imkanı buluyorsunuz. Annenin vücut farkındalığını geliştirerek, kasları güçlendirip, dengeyi artırıyor, stres ve gerginliği azaltıyor. Sakinleşme masajı, yoga pozları, hareketler ve esneme ile bebekler de yavaş ve güvenli bir şekilde gözlemci ya da katılımcı olarak dersin içine dahil ediliyor, böylece ders çok daha zevkli bir hale geliyor.
Emzirme, besleme, yürüme, sallanma ve ağlama burada normal aktiviteler!
Bu sınıf normal doğumdan 4 hafta, sezeryan doğumdan ise 6 hafta geçirmiş anneler ve henüz aktif olarak emeklemeyen bebekler için.  Dersler hem İngilizce hem Türkçe verilebilir.
Emzirme döneminde oluşabilecek sırt, boyun ve bel ağrılarına karşı söz konusu bölgeler güçlendiriliyor, esneklik sağlanarak direnç artıyor. Rahmin küçülmesini, karnın düzleşmesini sağlıyor. Nefesin de yardımıyla postpartum depresyonu azaltmaya ya da atlatmaya yardımcı olabilir. Bebekleri rahatlatarak daha iyi uyumalarını sağlıyor. Sindirim sistemleri kuvvetleniyor, kolik bebekler rahatlıyor. Bebeklerin bağışıklık sistemi güçleniyor. Hareket ve temas, bebeğin kas ve sinir sistemini geliştiriyor.       

basenleri eritmek :)


Basenler, alınan kiloların özellikle bu bölgede birikmesi sonucu tam anlamıyla bir kabus haline gelen vücut bölgeleridir. Sürekli olarak genişleyen bir yapıya sahip olması da bizleri çıldırtmaya yeter.
Aynaya baktığınızda “Denizkızı gibiyim” diyebilseniz de vücudunuzun hatlarını ortaya çıkaran bir pantolon giydiğinizde vücudunuzda en hoşunuza gitmeyen yerdir basenleriniz. Doğuştan gelen kas yapısı nedeni ile kimileri göbek kimileri ise basen bölgelerinden kilo alır. Genellikle basen ve kalçalardan kilo alan kadınların üst kısmının ince olduğu görülür.
Dengeli beslenme ve basen egzersizleri ile vücudunuzda istemediğiniz bölgelerden kurtulmanız mümkün. İnce bir bele sahip olmak için yapılacak yöntemler hakkında Spor Okulları Koordinatörü Funda Öztürk Alban, şu tavsiyeleri veriyor:
“Bu güzel havalarda yapılacak ilk şey en rahat spor ayakkabılarınızı giyip yürümek ve koşmaktır. İmkanlar dahilinde yüzme veya aerobik de yapılabilir. Ayrıca bisiklete binerek hem eğlenip hem de bacak kaslarımızı hareket ettirebiliriz.
Eğer bu koşulların hiçbiri mevcut değilse evde basit birkaç hareketle basen bölgesini çalıştırmak diğer bir alternatiftir. Evinizde bir spor alanı oluşturup gününüzü de ona göre planlarsanız haftada üç gün 15–20 dakikalık bir çalışmanın bile fark yarattığını görürsünüz."
 
Uygulayacağınız bu yöntemlerle basen ve kalça fazlalıklarınızdan kurtulacaksınız. Altı hafta içinde kalçanızdaki değişikliği fark edeceksiniz. İşte ipuçları…
Sihirli Yiyecekler
Hazırlayacağınız müslinin tadı oldukça leziz. İçeriğinde badem ve kurutulmuş meyveler ve tahıllar kadar pek çok vücudunuza faydalı gıdalar bulunuyor. Ancak hepsi bir araya getirildiğinde kalça bölgenizdeki yağları hızla eritip, sizi forma sokuyor. Hazırlanışına gelince: 2 fincan yulaf tanesi, 2 fincan kırılmış fındık, 1 fincan buğday, 1 fincan çekirdeksiz kuru üzüm, 1 fincan ay çiçek tohumu, 1 fincan badem, 1 fincan ince kıyılmış kuru kayısı.
Hazırlanışı
Malzemeleri karıştırıp, mikserden geçirin. Hazırladığınız karışımı tam 12 porsiyon olacak şekilde eşit parçalara ayırın. Her porsiyonda karışımı, bir bardak diyet süt ilave ederek tüketeceksiniz. Tabii üzerine yarım dilim muz da ekleyebilirsiniz.
Her Günkü Program
Kahvaltı: Bir porsiyon hazırladığınız müsli, bir fincan süt ve dilimlenmiş yarım dilim muz
Saat 11.00: Bir elma
Öğle: Bir porsiyon müsli ve yarım muz
Öğleden sonra: Bir avuç kuru üzüm
Ana öğün: Meyveyle birlikte temel gıdalar
Yatmadan önce: Bir portakal
Meyveler: Elma, kayısı, iki kurutulmuş erik, bir mango
Ana Öğünler
Pazartesi: Bir parça tavuk kanat ya da göğüs ızgara, yeşil salata ve bir meyve
Salı: İki yumurtalı omlet, domates ve rendelenmiş havuçla tüketilecek.
Çarşamba: Bir çay fincanı büyüklüğünde yer tutan spagetti. Bir meyve.
Perşembe: İnce dilimlenmiş bir tavuk göğsü. Haşlanmış havuçla servis yapılacak. Dilerseniz yanına haşlanmış brokoli de alabilirsiniz. Bir meyve.
Cuma: Ton balıklı yeşil salata. Bir adet katı pişmiş yumurta. Bir meyve.
Cumartesi: Bir parça hindi göğsü, mısırla karışık yeşil salata. Bir meyve.
Pazar: 3 dilim rosto edilmiş biftek, havuçlu brokoli salatası ve iki adet haşlanmış patates. Bir meyve.
Kilonuzu Korumak İçin Yapmanız Gerekenler
- Sık ama az yiyin.
- Aynı saatlerde yemek yiyin.
- Kahvaltısız çıkmayın.
- Tok karnına uyumayın.
- Okurken veya izlerken atıştırmayın.
- Yemekten önce su için.
- Çay, kahve gibi içecekleri az şekerli veya şekersiz için.
- Günde en az 15 dakika spor yapın.
- Mümkün olduğunca yürüyün.
- Yemek yerken küçük tabaklar kullanın.
- Kızartmalardan uzak durun.
- Stresten uzak durun.

21 Mayıs 2012 Pazartesi

Menopozun doğal ilacı

Günümüz tıbbında yapılan araştırmalar sonucu yiyeceklerin sadece günlük ihtiyacımız olan enerjiyi, vitamini ve minerali içermediğini, aynı zamanda bazı yiyeceklerin bazı hastalık gurubuna karşı koruyucu oldukları gösterilmiştir.

 Beslenmenin yanı sıra vücudumuza olumlu katkıları olan böyle besinlere fonksiyonel besinler denir. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayça Kaya fonksiyonel besinlerle ilgili bilgi veriyor.
 
Fonksiyonel besinler, hiç işlem görmemiş doğal bir besin olabileceği gibi fonksiyonel bir besinle zenginleştirilmiş bir besin de olabilir. Örneğin omega-3’ü direkt balıktan alabileceğimiz gibi, omega-3’le zenginleştirilmiş yem yiyen tavukların ürettiği Omega-3’lü yumurtaları yiyerek de alabiliriz. Fonksiyonel besinler direkt olarak ilaç yerine geçmez ancak uzun vadeli düzenli kullanımlarında kalp hastalıkları, kemik erimesi, tiroid hastalıkları ve bazı kanser türlerine karşı koruyucu oldukları bilinmektedir.
 
MENOPOZU HAFİF ATLATMANIN ANAHTARI: BİTKİSEL ÖSTROJENLER
 
BİTKİSEL ÖSTROJENLER (FİTOÖSTROJENLER) : Vücudumuzdaki östrojen hormonu; kadın ve erkekte üreme sisteminin işleyişinde, kemik sağlığında, kalp-damar sisteminde, çeşitli kanserlere karşı vücudu korumada, derinin parlaklığı ve gençliğinde önemli rol oynar. Belirli bir yaştan sonra östrojenin azalması ile bu sistemlerde yavaşlama ve çeşitli hastalıklara karşı yatkınlık artar.
 
Fitoöstrojenler  hem östrojen benzeri hem de östrojene karşıt etki yaparlar. Yani vücutta aşırı östrojen varsa östrojen reseptörlerine bağlanarak östrojenin fazla etkisini giderirler, vücutta az östrojen varsa östrojen gibi etki gösterirler.
 
MEME KANSERİ VARSA DİKKAT!
 
Fitoöstrojenlerin  en yaygın iki grubu; İzoflavonlar ve lignanlardır. İzoflavonlar özellikle soya fasulyesi, kuru fasulye, mercimek, bezelye, sebze, çay ve şarapta bulunur. Lignanlar ise; tüm tahıl ürünleri, keten tohumu, susam, ay çekirdeği, yer fıstığı, zeytin gibi yağlı yemişler, kiraz, şeftali, erik, elma, armut, havuç, brokoli, soğan, sarımsak, rezene, ahududu, böğürtlen ve şerbetçiotunda bulunur. Bira yapımında şerbetçiotu kullanıldığından dolayı bira da lignan bakımından zengindir.
Genel olarak ister izoflavon olsun ister lignan olsun bitkisel östrojenler  hormon bağımlı kanserlerin (meme, rahim, testis ve prostat kanseri gibi ) gelişmesini önler. Ancak meme kanseri tanısı almış bir hastaya fitoöstrojen  verilmemelidir.
 
Fitoöstrojen  çok kuvvetli antioksidanlardır. Menopoz sonrası ortaya çıkan kemik erimesinin esas nedeni vücuttaki östrojen eksikliğidir. 6 Ay süre ile günde 40 gram soya proteini tüketimi; Kemik mineral dansitesini artırır. Sadece günde 25 gram soya proteini tüketimi bile kötü kolesterol olan LDL’yi %12,9 oranında azaltır, iyi kolesterol olan HDL’yi ise %2,4 oranında bir artırır. Koroner kalp hastalıklarından korur. Aynı zamanda menopozdan sonra ortaya çıkan sıcak basması, terleme, sinirlilik gibi semptomları da azaltır.
 
Asyalı kadınlarda; meme kanserinin, kemik erimesinin, kalp-damar hastalıklarının ve menopoz semptomlarının batılı hemcinslerine göre daha az görülmesinin nedeni soya proteinini temel besin maddesi olarak kullanmalarından kaynaklanmaktadır.
 
Ancak gerek menopoz olsun gerek kalp damar hastalıkları olsun gerek  yukarıda bahsettiğimiz diğer hastalıklar olsun tek başına fitoöstrojen kullanmak bu hastalıkları tedavi etmez. Tıbbi tedavi ve fitoöstrojen kullanım gerekliliğine doktorunuz karar vermelidir. 

Peeling için 8 neden

Deri yüzeyindeki hasarlı tabakanın kaldırılıp alttaki hasarsız tabakanın canlandırılması anlamına gelen 'peeling' yöntemi; kadınlar arasında oldukça gözde.

UZMANLAR DEĞERLENDİRSİN 
Acıbadem Ataşehir Tıp Merkezi'nden Dermatoloji Uzmanı Dr. Zambak Dal; peeling işlemlerinin uygulanma amacına bağlı olarak ergenlik döneminden itibaren her yaşta yapılabileceğini belirterek ekliyor: "En iyi sonuçların alınabilmesi için; peeling yönteminin ve sıklığının deri hastalıkları uzmanlarınca değerlendirilmesi gerekir." Yüzeysel peeling'lerin 1-2 hafta, orta derecedeki peeling'lerin ise 3-6 ay aralıklarla yapılması öneren Dal, peeling'in çözüm olduğu sorunları da maddeleştirdi:

1) İnce kırışıklıkların giderilmesi.
2) Kalın kırışıklıkların inceltilmesi.
3) Lekelerin azaltılması.
4) Cilde canlılık kazandırılması.
5) Parlak bir cilt oluşturulması.
6) Cildin dokusunun yumuşatılması.
7) Sivilce ve sivilce izlerinin hafifletilmesi.
8) Ciltte oluşmuş bazı kızarıklık ve kabuklanmaların tedavisi.

20 Mayıs 2012 Pazar

Bal Kabağı Maskesi


Cildimize bakım yaptıkça o da bize hep canlı ve sağlıklı yüzünü gösteriyor. O zaman biz ona hak ettiği değeri verelim o da bize hep istediğimiz gibi görünsün. Bunu yapmak çok da zor değil. Doğanın sunduğu imkanları doğru şekilde kullanarak dileğimize ulaşmak mümkün ;)

Şemş Aslan Bal Kabağı Maskesi
Ayurveda Uzmanı Şems Aslan, Harika bir maske tarifi verdi.
GEREKLİ MALZEMELER;
*1 çay kaşığı bal kabağın çekirdekleri(çiğ olacak) ,
*1 tatlı kaşığı Su ve ya süt ,
* Yarım çay kaşığı bal ,
HAZIRLANIŞI VE KULLANIM ŞEKLİ :1çay kaşığı bal kabağı içini çekirdekleri havanda ezin,1 tatlı kaşığı su ve ya sütü ekleyip karıştırın ve balıda ekleyin bir kasedeye koyup 2-3 saat dolapta bekleyin.Lekeler,çiller açılana kadar bu kürü uygulayın…
FAYDASI : Açık gözenekler, kış sonrasında sararmış ciltlere, eskiden sıkılmış sivilcelere yani hepsi birleşmiş leke yapmış.
3’ü bir arada olacak yani hem cildi sıkılaştıracak, hem lekelerle savaş hemde göz altındaki morluklara iyi gelen ve ilk defa açıkladığı müthiş bal kabağı maskesi.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Sayfamızı Beğenmenizle
Mutluluk Duyarız